Atatürk’ü Doğru Anlamak Üzerine: Harf İnkılabı
- Serkan Gürkan
- 2 Ağu 2024
- 3 dakikada okunur
Tamamen Türk milletine ait olan Türk dili Türkçe üzerine anlatım yapmaya çalışacağız.

Osmanlıca; Türkçe, Farsça, Arapça kelimelerden oluşan yaygın olarak sarayda kullanılan bir yazım dilidir. Osmanlı halkı olan Türkler Türkçe, Araplar Arapça, Arnavutlar Arnavutça, Boşnaklar Boşnakça, Yunanlar Yunanca ve diğer uluslar kendi dillerini özgürce konuşarak milli benliklerini korumaktaydılar. Çok uluslu bir devlet olan Osmanlı’ya ihanet ederek yıkılmasına sebep olan gayri Türk tüm uluslar kendi kaderlerini çizince Türkçe konuşan halktan başkası kalmamıştı. Tek uluslu üniter bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğunda Türkçe konuşan bir halktan başkası kalmadığı için Türkçe’nin resmi dili olarak belirlenip geliştirilmesi ihtiyacı hasıl olmuştur. Osmanlı devrinde de Türk halkı Türkçe konuşuyor fakat Türkçe yazamıyor Osmanlıca gibi üç farklı dil karışımı olan bir saray yazı dilini anlayamıyordu. Mustafa Kemal Atatürk bu konuda şunları söylemiştir; ‘’Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır. Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir.’’
Harf İnkılabı Yapıldıktan Sonra Ortaya Konulan Veriler
1876'dan 1928 yılına kadar elli iki yıllık dönemde yaklaşık 27.000 kitap basılmışken, 1928– 1938 yılları arasındaki on yıllık dönemde 15.244 kitap yeni harflerle basılmıştır. Yeni harflere geçildikten sonra basılan kitap sayısı yıllık ortalama olarak 1524 olmuştur. Yani yıllık basılan kitap sayısı yaklaşık 3 katı artış yaşanmıştır.
1 Ocak 1929'da açılan Millet Mekteplerine kadın, erkek, genç yaşlı demeden herkes katılmıştı. İllerde ve ilçelerde Millet Mektepleri davullarla zurnalarla açılıyordu. Öğretmen okuma yazma ve yeni Türk harfleri konusunda bir konuşma yapıyor, ardından Atatürk'ün Türk harfleri konusundaki yaptığı konuşma plağı dinletiliyor, ardından derslere başlanıyordu. Yeni Türk harflerini bilmeyen, okula veya memuriyete devam etmeyen 16–40 yaş arasındaki her Türk vatandaşı bulunduğu yerdeki Millet Mektebine devam etmeye zorunlu kılınmıştı. Eski yazıyı bilenler iki aylık öğretimden geçiriliyor, bilmeyenler için de ayrı bir programla dört aylık öğretim uygulanıyordu. Kursların sonunda başarılı olanlara diploma veriliyordu. İlk basamakta açılan 20.489 Millet Mektebine bir ay içinde 856.000 kişi kaydolmuştu. Beş yılın sonunda 2.305.924 kişi Millet Mekteplerinden mezun olmuştur. Bu kadar kısa sürede böyle bir devrimin gerçekleşmesinde; yeni alfabenin Türkçenin seslerini karşılamaya uygun olması yanında Atatürk'ün bu konuda kararlı oluşu ve azmi de etkendi. Yazı devriminden sonra toplumda okuryazar oranı hızla artmış, okuma oranı 1923'te %5 iken 15 yıl içerisinde %80'e ulaşmıştır. Bugün en fazla 3 aylık bir dönemde okumayı söken çocuklar varken, eski alfabe ile bu süre 5–6 yıllık bir eğitimi gerektiriyordu. Yüksek eğitimden geçmiş bir Osmanlı çocuğunun yazım yanlışları yapmaması az görülen bir durumdu. İmlası düzgün olanlar toplum içinde yarı bilgin kabul edilirdi. Osmanlı döneminde yaşayan ünlü yazarlardan kimilerinin daha sonra kendi yazdıkları Arapça ve Farsça sözcükleri okuyamadıkları söylenir.
GÜNEŞ DİL TEORİSİ VE TÜRK DİL KURUMU
Bizlerin Türkçe dersinde dil bilgisi ve anlatımı olarak öğrendiğimiz yapım eki, çekim eki, bağlaç, sondan ekleme gibi kuralların tamamını Türk dil bilimciler ve Türkologlardan oluşturulan özel dil araştırma ekipleri yani bugünkü karşılığıyla Türk Dil Kurumu çalışmalarından olan Güneş Dil Teorisi kapsamındadır.
Atatürk Güneş Dil Teorisi'ni ortaya attı, “Türkçe ilk dil veya diğer dillere etki etmiş ilk dillerden biridir” dedi.Kimse inanmadı, inanmıyor.
Birkaç kişilik çok çok küçük bir istisnayı saymazsak durum bu. İşin daha da kötü tarafı inandığını söyleyen çok küçük bir azınlık da hem bilgisiz hem de konuyu araştırmak istemeyen, hatta olumsuz algı oluşturmak isteyen, hamasi nutuk atma meraklısı kişiler. Halbuki Atatürk’ün yıllarını verdiği Türk tarihi ve dili üzerine çalışmalarından pek fazla bahsedilmez. Fakat Atatürk’ü anlamak için asıl bu çalışmalarının bilinmesi bizim için çok değerlidir.
Türkçe’de İlk Kelimeler
Atatürk’ün geometri terimleriyle ilgili çalışmalarından bir başka anı da şöyledir: Atatürk, 13 Kasım 1937’de gittiği Sivas’ta, yanındaki toplulukla birlikte Sivas Lisesinin 9/A sınıfındaki Hendese (Geometri) dersine girdi. Bu derste bir kız öğrenciyi tahtaya kaldırdı. Öğrenci tahtada çizdiği koşut iki çizginin başka iki koşut çizginin kesişmesinden oluşan açıların Arapça adlarını söylemekte zorluk çekiyor ve yanlışlıklar yapıyordu. Bu durumdan etkilenen Atatürk, tepkisini, "Bu anlaşılmaz Arapça terimlerle, öğrencilere bilgi verilemez. Dersler, Türkçe, yeni terimlerle anlatılmalıdır." dedi ve tebeşiri eline alıp, tahtada çizimlerle "zaviye"nin karşılığı olarak "açı", "dılı" nın karşılığı olarak "kenar", "müselles"in karşılığı olarak da "üçgen" gibi Türkçe yeni terimler kullanarak, birtakım Geometri konularını ve bu arada Pythagoras kuramını anlattı. Atatürk, dilimize karşılığı "koşut" olan "muvazi" kelimesinin yerine kullandığı "paralel" teriminin kökenini açıklarken Orta Asya'daki Türklerin, kağnının iki tekerleğinin bir dingile bağlı olarak duruş biçimine "para" adını verdiklerini anlattı. Atatürk, bu derste aynı zamanda ders kitaplarının birkaç ay içinde Türkçe terimlerle yazdırılıp bütün okullara ulaştırılmasının talimatını vermiştir.("Tarihsel Bir Anı", Bilim ve Teknik: Kasım 1981, Sayı: 180).
Sözlerimi Atatürk’ün Türkçe hakkındaki görüş ve düşünceleriyle bitirmek istiyorum. ‘’Türkçe dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk milleti için mukaddes bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz badireler içinde; ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin velhasıl bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.’’




Yorumlar