Akıncı Ruhlu Bir Millet
- Serkan Gürkan
- 1 Ağu 2024
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Ağu 2024

Büyük bir mütefekkirimizin “Bizler, yeryüzünde pek çok medeniyetler kurmuş, şanlı ve muhteşem geçmişi olan bir milletiz. Ancak, ne yüksek zevklerimizi, ne medeniyet felsefemizi, dünyaya tesirimiz ölçüsünde katiyen anlatamamışızdır. Anlatmak şöyle dursun, lâyıkıyla araştırıp öğrenip hafızamıza nakşettiğimiz de söylenemez. Daha hazini de, dünyanın dört bir yanında sahip olduğumuz toprakları, dinî ve millî değerlerimizi koruma uğrunda gösterdiğimiz kahramanlıkları, mukaddeslerimizi muhafaza yolunda elde ettiğimiz şehitlik ve gazilikleri, ebedî kalacak şekilde ifade edememiş, destanlaştıramamış ve üstadca şiirlerin, nesirlerin ölümsüzleşen iklimine emanet edememişizdir.” dediği gibi hakikaten bizler, kan ve terleriyle yoğurup bize bir vatan emanet eden ecdadımıza karşı çok mahcubuz. Bu yazımızda, ecdadımızın cihan hâkimiyeti mefkûresini gerçekleştirmede kullandığı dinamiklerden birini, okyanusta katre misali anlatmaya çalışacağız.
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi İlerle
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle
Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan
Bir gün yine doludizgin atlarımızla
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla
Cennette bu gün gülleri açmış görürüz de
Hâlâ o kızıl hâtıra gitmez gözümüzde
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
AKINCILAR
İnsanlık, askerle medeniyet ve umrana tırmanır. Fetihler ve sonra kültür akımları, onun sancağı ile her tarafa ulaşır ve bu sayede yeni medeniyetler doğar, yeni yeni iklimler aydınlığa kavuşur. İşte Osmanlı’nın. küçük bir beylikten, cihan devletine sıçramasında, şairin “Biz kasırga oğulları, biz kanatlı süvariler”, dediği akıncıların rolü büyük olmuştur. Akıncı öncüdür. Bir savaşta ordudan dört-beş gün önde giderek keşif hizmeti görür. Düşman topraklarındaki araziyi hallac ederek orduya yol açar ve bu suretle düşmanın pusu kurmasına mani olur. Düşmanı maddî ve manevî şekilde yıpratır, güç kaynaklarını, ekonomisini hırpalar. Düşman ordusunu uğraştırıp, halka korku vererek paniğe düşürür ve mukavemet gücünü kırar, Esirler alıp gerekli mahrem bilgileri toplar. Nehirlerin geçitlerini tayin edip, köprü kurarak ordunun fasılasız akışını temin eder. Bu esâtirî kahramanlar Osman Gazi’nin yoldaşları maruf kumandanların çocuklarıdır. Yani devlet kurucularının neslindendir. Genellikle babadan oğula geçen bir meslek şeklinde devam eder. Akıncı Ocağına alınacak kişilere Akıncı Beyi karar verir. Divan bu işe karışmaz. Akıncı Ocağı beyleri, fevkalâde selahiyetlerle yüklü, doğrudan Padişah’dan emir alan kimselerdir. Rütbeleri de Sancak Beyi derecesindedir. Akıncı ocakları serhad boylarının belirli yerlerinde bulunur. Bunların akın yapacakları yerler de kendi aralarında taksim edilmiştir. Her birinin karargâhı belirli bir şehirdedir; ya Estergon’da, ya Silistre’de ya da benzeri bir yerde...
Her ocağın başında ırsi şekilde bir bey bulunur. Bu beyler ya Malkoçoğlu, ya Mihaloğlu, ya Turhanoğlu, ya Evranosoğlu veya buna benzer devletin Söğüt’de kuruculuğunu yapmış ilk Osmanlılardan beylerdir. Bütün akıncıların isimlerini, eşkâlini ve tımarlı olanların da dirliklerini gösteren muntazam defterleri vardır. Bunların bir nüshası devlet merkezinde ve defterhane hazinesinde, öbürü şer-i mahkemelerde saklanırdı. Ölenlerin veya sakat kalanların yahut da akına gidemeyecek kadar kocayanların yerine oğulları geçer, bu olmazsa gönüllü olan yakın akrabalar tercih olunurdu. Yine ihtiyaç hasıl olursa Aydın, Saruhan, Menteşe yörelerinden gözü pek, iyi binici ve silahşor Anadolu çocukları- itibarlı kefil gösterilmek şartıyla- ocağa alınırlardı.
Akıncıların ekserisi Avrupa ve Balkan dillerini bilir, birçoğu bir veya birkaç dili anadili gibi konuşurdu: Macarca, Almanca, Sırpça, Yunanca, Latince, İtalyanca ve daha başkaları... Bundan dolayı Divan-ı Hûmayun’un gizli haber alma teşkilatını, ekseriye akıncılar ve leventler meydana getirirdi. Tarihçi Babinger Akıncıların haber alma gücü ile ilgili olarak şu bilgileri vermektedir: Akıncılar dünyaca korkulan bir teşekküldü. Hayrete şayan derecede iyi düzenlenmiş bir gizli hizmet şebekesinin kolları. Osmanlı İmparatorluğu’nun dışında dahi dal budak salmıştı. Bilhassa Sultan Fatih’in İtalya’da malik olduğu haber alma teşkilâtı çeşitli İtalyan devletlerinin en yüksek çevresine kadar nüfuz etme imkânını bulmuştu. Akıncılar, sefer zamanlarında onarlı teşkilat halinde bulunurlardı. On kişiye Onbaşı, yüz kişiye Subaşı, bin kişiye Binbaşı kumanda ederdi. Hepsi birden ise Akıncı Bey’ine bağlı idiler.
Düşman topraklarında belirli yerlere geldiklerinde küçük birliklere bölünerek yollarına devam ederlerdi. Her birliğin kolaçan edeceği şehir ve kasabalar önceden kararlaştırılır, dönüşte birlikler, yine belirli yerlerde fakat evvelce ayrıldıkları mevkilerde olmamak üzere birleşirler ve birkaç birleşmeden sonra Akıncı beyinin nezaretinde Osmanlı topraklarına dönerlerdi. Bu durum, düşman ülkesini dehşet içinde bırakır, nerede ve ne zaman bulundukları ve bulunacakları hakkında yüzlerce şayia çıkardı. Evliya Çelebi, kendine has tatlı üslubuyla akıncıları şöyle anlatır: Gazîleri daima kılıcı belinde, tüfengi elinde adamlar olup, şeb-ü rûz (gece gündüz) silahları ile yatarlar. Hatta gusl eder (yıkanır) iken ve namaz kılar iken bile âlât-ı silahları yanlarında amade dururlar... Kuşakları ekseriya zünnâr bir eyledikleri kınbend kuşakdır. Bir esir bulunca, onunla bağlarlar: bir kuyudan su çekseler kuşağı ile çekerler. Nice gazîler, esir oldukdan sonra, kuşağını kemend edip düşman kalelerinden firar etmişlerdir. Yoldaşlarını esaretten kurtarmak için her fedakarlığı yaparlar. Bir Alman zabiti: ‘‘Hây gidi Türkler hây. Kendi adamlarını nice kurtarmıya gelirler, amma biz olsak, bizi kimse kurtarmayıp kürekde ölürüz’’ der. Akıncıların silahları pala, mızrak, kılıç, kalkan ve atların eğerine takılan başı topuzlu bozdoğandır. Bazıları hafif zırh giyer, başlarına da kızıl börk takarlardı. Peçevî’nin anlattığına göre; börklerinin üstüne kendilerine görkemli bir görünüş kazandıran kurt başı vardı. Ayrıca akıncılar kartal kanadı da takınır. Subaylar leopar ve kaplan postu giyerlerdi. Bunların yiyecek işleri de kendileri gibi hafifti: atlarının eğerlerine asılı birer küçük kuşhane ile işlerini görürlerdi. Çok zaman bu tencerede pirinç, kavurma veya koyun pastırması kavurarak yerlerdi. Akın sırasında bir ata binerler, yedeklerinde dört-beş at daha getirirlerdi. Bu atları da, Avrupa içlerine kelle koltukta kanatlandıklarında sıra ile binmek ve dönüşte ganimet malını taşımak için kullanırlardı. Akıncı beyi, seferden önce Padişah’dan veya Serdar’dan geri dönmeme emri de alabilirdi. Yahya Kemâl’in: ‘‘Dünyaya veda etdik atıldık dolu dizgin En son koşumuzdur bu asırlarca bilinsin. Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden şimşek gibi bir hâtıra nal seslerimizden’’ dediği gibi akıncılık teslimiyeti ve hayatı istihkârı gerektiren canını fedaya and içmişlerin mesleğiydi. Fatih Sultan Mehmed, son yıllarında 25 kadar devletle birden tek başına savaşa girdiğinde akıncılardan çok faydalanmıştır. Venedik, Macaristan. Polonya ve Almanya gibi Osmanlı ile savaş durumunda bulunan Avrupa devletleri, akıncılarla yıldırıldı. Bu akınların ehemmiyeti hakkında bir fikir edinebilmek için, büyük akıncı beylerinden Mihaloğlu Gazi Alaaddin Ali Paşanın hayatı boyunca Tuna’yı kuzeye doğru tam 330 defa geçtiğini hatırlamak kâfidir. Ali Paşa, bu akınlardan birinde Macar kralının kızını esir almıştı. Mehtap hanım adını alan bu prenses, Ali Paşa ile evlendi ve Gazi Hasan Bey, Gazi Ahmed Bey, Gazi Mehmed Bey, Gazi Hızır Bey, Gazi Kara Mustafa Bey adlarındaki beş ünlü akıncı beyi, bu izdivaçtan doğdu. Bu beş kardeş de, Kanunî’nin ilk yıllarındaki çeşitli akınlarda şehit olmuşlar ve hiç biri yatağında ölmemiştir. Ali Paşanın yaptığı bu akınların çapını değerlendirmek için sadece 1473 Macaristan akınının sonuçlarını görmek yeterlidir; Varadin şehrinin zaptedildiği bu akında 18.000 akıncı, 60.000 esir ve 900.000 baş hayvanla geri döndü. Bu rakamlar, düşmanın iktisadî gücünün, sonuç bakımından da savaş kabiliyetinin ne derece kemirildiğini açıkça gösterir. Yılmaz Öztuna da akıncıların Avrupa’daki tesirleriyle alâkalı enteresan bilgiler verir: Akıncının Orta Avrupa vicdan ve muhayyilesinde bıraktığı tesir, müthiş ve efsanevidir. Akıncılardan korunmak için Avrupalılar hususî dualar okurlar. Bu akıncı duaları Avrupa şiirinde ayrı bir tür teşkil eder. 1930 yılında bile Avusturya’da ağlayan çocukları ‘‘sus, Türkler geliyor’’ cümlesiyle korkutmak adeti devam ediyordu. Viyana’daki St.Stephan katedralinin çan kulesinde 1534’de ihdas edilmiş Osmanlı akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak Viyanalı’lara haber vermekle görevli bir memur vardır. Ancak 1956’da Viyana Belediye meclisince artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından ve bu görevin lüzumu olmadığı gerekçesi ile kaldırılması uygun görülmüştür.




Yorumlar